Ana içeriğe atla

Öğretmene Mektup

  Sevgili Öğretmenim,

Yıllar yıllar önce yağ satardık, yerden yüksek oynar,  bal satardık, gazoz kapaklarını toplar, deve ile cüce olup gece gündüz oynardık. Mavi önlükler içinde okulumuza koşarken, iskarpin ayakkabılarımız bir yıldız gibi parıl parıl parlardı. Kumaş mendilimiz cebimizde, ay ve yıldız önlüğümüzün yakasında, acaba çıtçıtlı kalem kullanmaya ne zaman geçeceğiz sorusu  kafamızda, silgilerimiz ise boynumuzda. Çarpım tablosunu kaçlara kadar biliyorsun? sorusu arkadaşlarımızla gündemimiz arasında. Canımız, meleğimiz, sevgili öğretmenimiz ise hayatımızın her anında.

Kitabımın sayfasını çevirmeyi, defterimin sayfalarını ataçlamayı, kalemimin ucunu sivriltmeyi ve okuma ve yazmayı… senin sıcaklığın ve sevgin ile öğrendim, öğretmenim.  Çocuktum, küçüktüm zaman hiç bitmeyecek gibiydi. Sanki her an sen yazınımda olacaktın; doğruyu, iyiyi ve güzeli gösterecektin. Senin varlığın o kadar güven veriyordu ki hata yapmaktan korkmuyor, nasıl olsa öğretmenim var diyordum.

Her şey bir küçük parmağın söz istemesiyle başlamıştı. Artık o küçük parmak büyüdü ve küçük parmaklara söz veriyor. Onları dinliyor ve anlıyor. Küçücük parmağı ile öğretmenim! öğretmenim! diye söz isteyen öğrencin öğretmen oldu.

Öğretmenim hiç bitmeyecek diye düşündüm zaman; geçti, gitti ve bitti. Mekanlar değişti. Senin ile ilkokul bittikten sonra hiç görüşemedik. Teknoloji gelişti. Sosyal medya yaygınlaştı. Seni çok aradım. Ama seni bulamadım. Anladım ki diktiği fidanının, ektiği tohumun, suladığı toprağın akıbetini göremeyeceğini bile bile tüm fedakarlığı ile öğrencilerine anne olan baba olan ve geleceğe ışık bırakan kişi öğretmenmiş.

Öğretmenim, seninle yan yana olamasak da hayatımın her anında bana rehberlik etmektesin. Karşıma çıkan zorluklarda sanki öğretmenim yanımdaymış hissiyatı ile güç topluyorum, özgüvenim yükseliyor. Öğretmenim, fizikken yanımda değilsin ama bende oluşturduğun bakış açısı zorlukların üstesinden gelmeme yardımcı oluyor. Ektiğin tohumun, diktiğin fidanın, suladığın toprağın ne hale geldiğini görmeni isterdim.

Öğretmenim, her insanın hayatının merkezinde bir öğretmeni olduğunu düşünüyorum. Güneş ve Dünya misali senin etrafında döndükçe aydınlandım. Şimdi ise küçük dünyaları aydınlatmaya çalışıyorum. Sen benim kocaman güneşimdin, ben ise senin minicik dünyan…

Elbet bir gün buluşacağız…


......Öğretmen Anıl ESEMEN...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Piri Hırs ve Hiçlik Makamı Arasındaki Hayat

  🌀 Piri Hırs Bence insanın içinde hiç sönmeyen bir istek var; daha çok şeye sahip olma, makam ve mevki arzulama hali. “Piri” ifadesi burada sembolik; sanki hırs, insanın aklını çelen ve yönlendiren bir öğretici gibi. Eğer kontrol edilmezse bu duygu insanı bağımlı hale getiriyor, gözünü doyurmuyor ve iç huzurunu elinden alıyor. Tasavvuf geleneğinde de hırs, “nefsin ateşi” diye anlatılıyor. 🌌 Hiçlik Makamı Tasavvufta en yüce mertebelerden biri hiçliktir. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp bütün varlığını Allah’ın kudreti karşısında yok sayar. Buradaki “hiçlik” aslında yokluk değil; tam aksine varlığın en yüksek idrakidir. Tevazu, teslimiyet ve kulluk bilinciyle doludur. Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için…” sözleri bu anlayışı en güzel şekilde yansıtır. ⚖️ İkisinin Arasında Hayat İnsan hayatı boyunca çoğu zaman hırs ile hiçlik arasında gidip gelir. Çalışmak, kazanmak, gayret etmek zorundayız; bu anlamda hırs, insana enerji ve azim verir. Ama yolu...

İçindeki Zehri Tanı

  İçindeki Zehri Tanı – Mutluluğun Önündeki Gerçek Engel İnsan, dış dünyada gördüklerinin çok daha fazlasını içinde taşır. Kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir; bolluk içinde yokluk çekebilir. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, hiçbir zaman dış koşullara bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, insanın iç dünyasıdır. Günümüz insanı sıkça “neden mutlu değilim?” diye sorar. Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, son derece açıktır: Çünkü içimizde, mutluluğun yeşermesine izin vermeyen duygular taşıyoruz. Kin, nefret, öfke, kıskançlık, haset, güvensizlik ve dedikodu gibi zehirli duygular, insanın iç dünyasını karanlığa çeker. Kalpte bu duygular oldukça, dışarıdan gelen hiçbir güzellik içeriye ulaşamaz. İçimizdeki Sessiz Yıkım Negatif duygular, zamanla sadece ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Psikosomatik hastalıklar, yani stres ve yoğun duygusal yük sonucu oluşan fiziksel hastalıklar, bu durumun en net örneğidir. Sürekli öfke hâlinde yaşayan biri...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?