Ana içeriğe atla

Aşıyı Bulmak da ne? Diş Çıkardım Ben?





Dünyada ve ülkemizde salgına karşı mücadele hız kesmeden devam ediyor. Salgın Dünya’ya Çin’den yayıldı. Çin’e şu an uzaktan bakıldığında, Çinlilerin ülkelerinde salgını kontrol altına aldıkları görülmektedir. Şu an için Dünya genelinde birkaç aşı çeşiti üretildi. Üretilen aşılar insanlara vurulmaya başlandı. Bu aşılardan biri Çin’de üretildi. Belki de Çin'de salgının kontrol altına alınma nedeni  aşıyı uygulamaya koymalarıdır.  

Aşılardan biri de Avrupa’da üretildi. Aşıyı üreten Çift Thime Dergisine kapak oldu. Hataylıların gözleri bu çifti bir yerlerden ısırdı. Bu Türk çift, Hatay'da doğan Prof. Uğur Şahin ve Prof Özlem Türeci’ydi. Yakın tarihte Aziz Sancar'ın Nobel Ödülünü almasından sonra bir kez daha bilimsel çalışmalar sonucu bizlerin göğsü kabardı. 
Gazeteci, Şahin çiftine sorar: “Aşıyı bulduktan sonra kutlamayı nasıl yaptınız?” Şahin çifti “Evimize gittik ve çay içerek kutladık.” Cevabını verdi. Bu arada ufak bir araştırmayla Şahin çiftinin arabalarının olmadığını öğrenebilirsiniz. Bu çift büyük bir köşkte de kalmıyor. Göğsümüzü kabartan çift, bir apartman dairesinde kalıyor. Şirketleri ise Covid19 aşısını buldukları için zenginlik sıralamasında  Almanya’da ilk sıralara yerleşmiş. 
Hep birlikte bir takım sorulara cevap vermemizde fayda var diyerek sizlerle sorularımı paylaşıyorum.  
Bizler, hayatımızda karşılaştığımız önemli olaylar için nasıl kutlama yapıyoruz? 
Bizleri kutlama yapmaya iten önemli olaylar neler?
Acaba bazı kutlamaları fotoğraflayarak sosyal
medyada yayınlamak suretiyle mutlu mu oluyoruz? 

Sosyal medyayı icadından sonra icaat edince kutlamalar daha mı renkli oldu?

Çocuğumuzun doğum günü , ilk diş çıkarması, cinsiyetinin belli olması, sünnet olması, baybi showeri, vb  kutlamalarını ne sade şekilde yapıyoruz değil mi? Kutlanacak O kadar çok olayımız var ki? KUTLU OLSUN!!!

Bu arada Aziz Sancar Nobel’i alıp eve geldiğinde eşi tarafından evin çöpünü çöpe atmakla görevlendirildiğini belirtmiş. Ne güzel kutlama değil mi?

Kalalım sağlıcakla...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Piri Hırs ve Hiçlik Makamı Arasındaki Hayat

  🌀 Piri Hırs Bence insanın içinde hiç sönmeyen bir istek var; daha çok şeye sahip olma, makam ve mevki arzulama hali. “Piri” ifadesi burada sembolik; sanki hırs, insanın aklını çelen ve yönlendiren bir öğretici gibi. Eğer kontrol edilmezse bu duygu insanı bağımlı hale getiriyor, gözünü doyurmuyor ve iç huzurunu elinden alıyor. Tasavvuf geleneğinde de hırs, “nefsin ateşi” diye anlatılıyor. 🌌 Hiçlik Makamı Tasavvufta en yüce mertebelerden biri hiçliktir. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp bütün varlığını Allah’ın kudreti karşısında yok sayar. Buradaki “hiçlik” aslında yokluk değil; tam aksine varlığın en yüksek idrakidir. Tevazu, teslimiyet ve kulluk bilinciyle doludur. Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için…” sözleri bu anlayışı en güzel şekilde yansıtır. ⚖️ İkisinin Arasında Hayat İnsan hayatı boyunca çoğu zaman hırs ile hiçlik arasında gidip gelir. Çalışmak, kazanmak, gayret etmek zorundayız; bu anlamda hırs, insana enerji ve azim verir. Ama yolu...

İçindeki Zehri Tanı

  İçindeki Zehri Tanı – Mutluluğun Önündeki Gerçek Engel İnsan, dış dünyada gördüklerinin çok daha fazlasını içinde taşır. Kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir; bolluk içinde yokluk çekebilir. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, hiçbir zaman dış koşullara bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, insanın iç dünyasıdır. Günümüz insanı sıkça “neden mutlu değilim?” diye sorar. Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, son derece açıktır: Çünkü içimizde, mutluluğun yeşermesine izin vermeyen duygular taşıyoruz. Kin, nefret, öfke, kıskançlık, haset, güvensizlik ve dedikodu gibi zehirli duygular, insanın iç dünyasını karanlığa çeker. Kalpte bu duygular oldukça, dışarıdan gelen hiçbir güzellik içeriye ulaşamaz. İçimizdeki Sessiz Yıkım Negatif duygular, zamanla sadece ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Psikosomatik hastalıklar, yani stres ve yoğun duygusal yük sonucu oluşan fiziksel hastalıklar, bu durumun en net örneğidir. Sürekli öfke hâlinde yaşayan biri...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?