Ana içeriğe atla

DÜNYANIN MERKEZİNDE YAŞAMAK YA DA SADECE NEFES ALIP VERMEK, HANGİSİ?

 +++DÜNYANIN MERKEZİNDE YAŞAMAK YA DA SADECE NEFES ALIP VERMEK, HANGİSİ?+++

Ortaokul yıllarındayken, öğretmenimiz dünya haritasını sınıftaki tüm öğrencilerin rahat bir şekilde görebilmeleri için tahtaya astı. Ve sınıftaki öğrencilere şu soruyu yöneltti: Dünya haritasında ülkemizi yani Türkiye Cumhuriyetini gösterebilir misiniz? Sınıftaki öğrencileri hafif bir endişe sardı. Ne de olsa öğretmen soru sormuş, bu soruya yanlış cevap verebilmek ya da soruya cevapsız kalabilmek vardı. Ben de endişeliydim. Belki sorunun cevabını bir çok arkadaşım gibi biliyordum ama sınıftaki atmosfer ve öğrencilik psikolojisinden dolayı kafam karışmış heyecanla karışık endişe duygularına kapılmıştım. Yani o anki duyuşsal özelliklerim bilişsel özelliklerimin önüne geçmişti. Neyseki soru cevaplanmış, ülkemizin yeri dünya haritasında gösterilmişti. Bizler de rahatlamıştık. Sorunun cevabından sonra öğretmenimiz, ikinci soruyu sınıfa yöneltti: sizce ülkemiz bulunduğu konum itibari ile dünya üzerinde önemli bir konuma mı sahip neden? Hepimiz ülkemizin önemli bir konuma sahip olduğunu, bu sorularla anlamıştık. Ama benim aklımdan çıkmayan öğretmenimin şu sözleri: ülkemiz dünya üzerinde merkezi bir konuma sahip. Bana dünyanın merkezini gösteriniz deseler ülkemizi gösteririm. Bu nedenden dolayı bir çok ülkenin gözü her zaman ülkemizin üzerindedir. Neyseki bu sözleri ileri ki sınıflarda görmüş olduğum tarih dersleri onayladı. İleri zamanlarda bu sözlere ek olarak da ülkemiz topraklarında bizden önce bir çok medeniyettin yaşadığını öğrendik. Bu ek sözler doğrultusunda dünya üzerindeki diğer ülkelerin neden iştahla ülkemize gözlerini yönelttiğini iyice anlamış bulundum.
Durum böyleyken değerlerimize de topraklarımıza da yaşam tarzımıza da çocuklarımıza da gençlerimize de ...iştahla bakıp ellerinden gelini ardlarına bırakmazlar.
Bize düşen birlik olmak, çalışmak, yorulmak, iyi örnek olmak, ....
İlber Ortaylı Türklerin Tarihi Kitabında yer verdiği şu ifadeler ise her zaman ilgimi çekmiştir. “Maalesef Türkiye’de çocuklara gerçek dışı bir görüş aşılanıyor: Dünyada her şey sakindir, bütün insanlar kardeştir, biz ebedi düğünü kutlayacağız. Bundan sonra herkes oturduğu yerde oturacak, bundan sonra savaş olmayacak gibi... Eğitimin kötüsü zekayı ve muhakemeyi dumura uğratır. 20. Yüzyılın ikinci yarısında atılan mermi, bomba ve akabinde ölen kişi şahısı ikinci dünya savaşını geçti. Savaşın bitiminden beri dünya maalesef sakin değil.”
Üsdat Necip Fazıl ise Sakarya Şiirinde
“İnsan üç beş damla kan ırmak üç beş damla su
Bir hayata çattık ki hayata kurmuş pusu
Geldi ölümlü yalan gitti ölümsüz gerçek
Siz hayat süren leşler sizi kim diriltecek”
Dizelerine yer vererek geçmişimizi, yaşadığımız anı ve geleceğimizi anlatmış.
Bu ifadeler eşliğinde herkesin Cumhuriyet Bayramını kutluyor. Sağlıklı günler dilerken YAPAMAYACAKLAR diyorum. Neyi mi? Kurtlanmış düşünceleri ile birliğimizi ve beraberliğimizi bozamayacaklar ...
Anıl ESEMEN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Piri Hırs ve Hiçlik Makamı Arasındaki Hayat

  🌀 Piri Hırs Bence insanın içinde hiç sönmeyen bir istek var; daha çok şeye sahip olma, makam ve mevki arzulama hali. “Piri” ifadesi burada sembolik; sanki hırs, insanın aklını çelen ve yönlendiren bir öğretici gibi. Eğer kontrol edilmezse bu duygu insanı bağımlı hale getiriyor, gözünü doyurmuyor ve iç huzurunu elinden alıyor. Tasavvuf geleneğinde de hırs, “nefsin ateşi” diye anlatılıyor. 🌌 Hiçlik Makamı Tasavvufta en yüce mertebelerden biri hiçliktir. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp bütün varlığını Allah’ın kudreti karşısında yok sayar. Buradaki “hiçlik” aslında yokluk değil; tam aksine varlığın en yüksek idrakidir. Tevazu, teslimiyet ve kulluk bilinciyle doludur. Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için…” sözleri bu anlayışı en güzel şekilde yansıtır. ⚖️ İkisinin Arasında Hayat İnsan hayatı boyunca çoğu zaman hırs ile hiçlik arasında gidip gelir. Çalışmak, kazanmak, gayret etmek zorundayız; bu anlamda hırs, insana enerji ve azim verir. Ama yolu...

İçindeki Zehri Tanı

  İçindeki Zehri Tanı – Mutluluğun Önündeki Gerçek Engel İnsan, dış dünyada gördüklerinin çok daha fazlasını içinde taşır. Kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir; bolluk içinde yokluk çekebilir. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, hiçbir zaman dış koşullara bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, insanın iç dünyasıdır. Günümüz insanı sıkça “neden mutlu değilim?” diye sorar. Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, son derece açıktır: Çünkü içimizde, mutluluğun yeşermesine izin vermeyen duygular taşıyoruz. Kin, nefret, öfke, kıskançlık, haset, güvensizlik ve dedikodu gibi zehirli duygular, insanın iç dünyasını karanlığa çeker. Kalpte bu duygular oldukça, dışarıdan gelen hiçbir güzellik içeriye ulaşamaz. İçimizdeki Sessiz Yıkım Negatif duygular, zamanla sadece ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Psikosomatik hastalıklar, yani stres ve yoğun duygusal yük sonucu oluşan fiziksel hastalıklar, bu durumun en net örneğidir. Sürekli öfke hâlinde yaşayan biri...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?