Ana içeriğe atla

Öğretmen Rahatlığa Alıştı mı?

 Eğitim kurumları, yani okullar, elle sayılacak kadar bir kaç paydaşı olan kurumlar değil. Okullar ülkemizin en ufak kılcal damarı ile bağlantısı olan ve sayamayacağımız kadar paydaşı ile canlılık bulan dinamik kurumlardır. Okul içinde olağan ve rutin bir gün geçirmeniz mümkün değil. Okullara toplumun her kesiminden birey gelir. Yani herkesin ortak noktası okullardır.

Okullarımızda, aynı ülkemizin barındırdığı yer altı ve yer üstü bereketleri gibi, gün yüzüne çıkmayı belleyen ülkemizin geleceğini aydınlatarak şekillendirecek nice nice beyinler bulunmaktadır. Karadeniz açıklarında bulduğumuz doğal gaz rezervine ülkece nasıl sevinip gururlandıysak. Biz öğretmenler de öğrencilerimize kazandırdığımız her beceri ve davranışa sevinip gururlanmaktayız. Bu doğrultuda da işimizin sorumluluğunu bilerek işimizi ciddi bir şekilde yapıyoruz. İşimizin sorumluluğunu ve ciddiyetini bazı hoş olmayan yorumlar eksiltmiyor. Hoş olmayan yorumlar karşısında, işimizi daha da sorumluluk ve ciddiyetle yapıyoruz.
Salgın karşısında ise Milli Eğitim Bakanlığı’mızın emekleri ve rehberliğinde mücadeleye hazırız. Yapmamız gerekeni biliyoruz. Bu noktada siz ailelerimizin desteklerini bekliyoruz. Çocuklarımızı maske, mesafe ve temizlik konularında kurallara uyma yönünde teşvik ederek bizlere destek olabilirsiniz. Uzaktan gerçekleşecek eğitimlerde çocuklarımıza destek olabilirsiniz. Şunu unutmayalım, evde pekiştirilmeyen bir çok davranışın okullarda kazandırılması çok zor olmaktadır. Gelin hep beraber uyum içerisinde çocuklarımızı tedbirlere uyma konusunda teşvik edelim.
Yaşadığımız yüz yılda, bir saat boş geçen zaman bireysel ve toplumsal olarak geriye gitmemize neden olmaktadır. Artık 21. yüzyılda ülkeler; düşünebilme, üretebilme, analiz edebilme, sentez edebilme vb. 21. Yüzyıl becerileri konusunda gelişim gösterebilmek için kendi aralarında yarışmaktadır. Bizler okullarımızda bu becerileri öğrencilerimize kazandırabilmek için canla başla uğraşarak işimizin gereğini yapmaktayız. Daha güzel yarınlara hep birlikte ulaşmak İçin #okullarıbirlikteaçacağız nasıl mı? Okul, aile ve toplum el ele vererek, uyum içinde hareket ederek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Piri Hırs ve Hiçlik Makamı Arasındaki Hayat

  🌀 Piri Hırs Bence insanın içinde hiç sönmeyen bir istek var; daha çok şeye sahip olma, makam ve mevki arzulama hali. “Piri” ifadesi burada sembolik; sanki hırs, insanın aklını çelen ve yönlendiren bir öğretici gibi. Eğer kontrol edilmezse bu duygu insanı bağımlı hale getiriyor, gözünü doyurmuyor ve iç huzurunu elinden alıyor. Tasavvuf geleneğinde de hırs, “nefsin ateşi” diye anlatılıyor. 🌌 Hiçlik Makamı Tasavvufta en yüce mertebelerden biri hiçliktir. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp bütün varlığını Allah’ın kudreti karşısında yok sayar. Buradaki “hiçlik” aslında yokluk değil; tam aksine varlığın en yüksek idrakidir. Tevazu, teslimiyet ve kulluk bilinciyle doludur. Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için…” sözleri bu anlayışı en güzel şekilde yansıtır. ⚖️ İkisinin Arasında Hayat İnsan hayatı boyunca çoğu zaman hırs ile hiçlik arasında gidip gelir. Çalışmak, kazanmak, gayret etmek zorundayız; bu anlamda hırs, insana enerji ve azim verir. Ama yolu...

İçindeki Zehri Tanı

  İçindeki Zehri Tanı – Mutluluğun Önündeki Gerçek Engel İnsan, dış dünyada gördüklerinin çok daha fazlasını içinde taşır. Kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir; bolluk içinde yokluk çekebilir. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, hiçbir zaman dış koşullara bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, insanın iç dünyasıdır. Günümüz insanı sıkça “neden mutlu değilim?” diye sorar. Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, son derece açıktır: Çünkü içimizde, mutluluğun yeşermesine izin vermeyen duygular taşıyoruz. Kin, nefret, öfke, kıskançlık, haset, güvensizlik ve dedikodu gibi zehirli duygular, insanın iç dünyasını karanlığa çeker. Kalpte bu duygular oldukça, dışarıdan gelen hiçbir güzellik içeriye ulaşamaz. İçimizdeki Sessiz Yıkım Negatif duygular, zamanla sadece ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Psikosomatik hastalıklar, yani stres ve yoğun duygusal yük sonucu oluşan fiziksel hastalıklar, bu durumun en net örneğidir. Sürekli öfke hâlinde yaşayan biri...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?