Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Düşkün

 DÜŞKÜN Bu sabah uyandığımda gökyüzünün karanlık olacağı aşikâr. Dışarda yağmıyor kar. Pek de yağmazdı buralara bu kadar kar. Son dört gündür baya baya yağdı kar. Her ne kadar yağmasa da kar. Yollarda yürürken düşmeme mücadelesi verir efkâr. Düşmek deyince geldi aklıma ilkokul yılları. “Kendi düşen ağlamaz.”  atasözünün ben de uyandırdıkları. Evet, o yıllarda yere düşmek ile sınırlıydı bu atasözünün anlamı akıllarda. Ne de olsa bilmezdik dünyanın geniş anlamını bu kadar. Kurardık geniş zamanlı cümleler derslerimizde. Zaman geniş. Dedim ki bakayım Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “düşkün” sözcüğü ne demek? Çıktı karşıma şu anlamlar: “Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, âşıklı, tutkun” “Geçim sıkıntısına düşmüş” “Yaşlılık, hastalık vb. sebeplerle çalışma gücünü yitirmiş” “Değer ve onurunu yitirmiş” “Kötü yola düşmüş, ahlaksız” Ne sözcükmüş düşkün sözcüğü. İlk görüldüğünden farklı farklı anlamları varmış. “Kendi düşen ağlamaz.” yere düşersek, fiziksel olarak bir acı hiss...

Karnemi Zaman Makinasına Koydum

  ZAMAN MAKİNESİ   Çok kitap okuduğumu söyleyemem, yazı yazdığım ise hiç görülmemiştir. Kalbimden gelen mürekkepler, kafamda dolanan kalemleri dolduruyor. Ellerimdeki kalem ucu harekete geçiyor. Çok da iyi bir yazı olacağını düşünmüyorum. Ama yazı olabilir…. Anne, baba… Nasılsınız? Bir dönemin daha sonuna geldik. Tatlı bir telaşla eylül ayında başlayan koşuşturmada; düştük, kalktık, öğrendik, heyecanlandık, öfkelendik, mutlu olduk ve şimdi mola veriyoruz. Bu macerada aklımda kalanlar neler mi? Anı defterime sizlerle, arkadaşlarımla ve öğretmenimle yaşadığım güzellikler yazıldı. Arkadaşlarımdan ayakkabımın bağını bağlamayı öğrendim. Uçurtmayı ne de güzel yaptık be baba. Pek uçuramadık, olsun, sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyorum. Anne, ben de yemek yapabiliyorum artık, yumurtayı kırıp tavada nasıl pişirileceğini öğrettin bana. Sınıfça gittiğimiz gezide ne çok şey öğrendik canım öğretmenim. Dünyamızı, diğer gezegenleri ve uzayı. Bir de balık ekmek yemeyi. Uzaktan eğitim güzeldi am...

Tarih Bilmeyenler

 TARİH bilmeyenler ancak anı kendi çıkarlarına göre değerlendirebilirler. Onlar için şuan önemlidir. Tespitleri ve davranışları şuan içindir. Tembeldirler. Rahatları bozulmasın diye fikirleri hep rahattır.     TARİH bilmeyenler toplumun kültürünü ve sosyal yapısını bilmezler. Nerede nasıl konuşacaklarını ise hiç bilmezler. Lafları çoğu insanın zoruna gidebilir. Lafın nereye gittiği onlar için önemli değildir.      TARİH bilmeyenler genelde slogan atarlar. Fikirlerinin alt yapısı yoktur. Bastı mı sloganı kendini kahraman zannederler.       TARİH bilmeyenler için fikirler değil kişiler önemlidir.      TARİH bilmeyenler gerçekçi değil, hayalcidir. Gerçekçi olamadıkları için başarısız olurlar.       TARİH bilmeyenler hep buna ne gerek var derler. Not: Genel bir tarih bilgisinden bahsediyorum. Ben dahil kimse ayrıntılı tarih bilgisini edinmek zorunda değil. Nasıl matematikte sayıları tanıyıp dört işlem yapıy...

Öğretmenden Öğretmene Mektup

  Sevgili Öğretmenim, Yıllar yıllar önce yağ satardık, yerden yüksek oynar,  bal satardık, gazoz kapaklarını toplar, deve ile cüce olup gece gündüz oynardık. Mavi önlükler içinde okulumuza koşarken, iskarpin ayakkabılarımız bir yıldız gibi parıl parıl parlardı. Kumaş mendilimiz cebimizde, ay ve yıldız önlüğümüzün yakasında, acaba çıtçıtlı kalem kullanmaya ne zaman geçeceğiz sorusu  kafamızda, silgilerimiz ise boynumuzda. Çarpım tablosunu kaçlara kadar biliyorsun? sorusu arkadaşlarımızla gündemimiz arasında. Canımız, meleğimiz, sevgili öğretmenimiz ise hayatımızın her anında. Kitabımın sayfasını çevirmeyi, defterimin sayfalarını ataçlamayı, kalemimin ucunu sivriltmeyi ve okuma ve yazmayı… senin sıcaklığın ve sevgin ile öğrendim, öğretmenim.  Çocuktum, küçüktüm zaman hiç bitmeyecek gibiydi. Sanki her an sen yazınımda olacaktın; doğruyu, iyiyi ve güzeli gösterecektin. Senin varlığın o kadar güven veriyordu ki hata yapmaktan korkmuyor, nasıl olsa öğretmenim var diyor...

Neyi Nasıl Neden Öğretiyoruz?

  Yaşadığımız çağda eğitim öğretim süreçlerinde kullanılan öğrenme ve öğrenmeyi öğrenme yöntemleri değişmektedir. Bu değişim salgın dönemiyle birlikte Dünyada ve ülkemizde hızlanmıştır. Bilgiye ulaşma, öğrenme ve yeni beceriler kazanma okul içi ve sınıf içi etkinliklerin dışında dijital platformlarda da gerçekleşmeye başlamıştır. Teknolojik gelişimlere paralel olarak değişime başlayan dijital öğrenme ortamları eğitim öğretim süreçlerini verimli kılmaktadır. Harmanlanmış öğrenme yani “Hibrit Öğrenme”nin, yüz yüze eğitim ile çevrimiçi eğitim uygulamalarının birlikte kullanılmasıyla gerçekleşen bir eğitim modeli olduğunu ifade edilebiliriz. Bilindiği gibi teknolojik gelişmeler doğrultusunda, bazı araba markaları “Hibrit Motor” teknolojisine geçmiş bulunmaktadır. “Hibrit Motor” teknolojisini incelersek; hibrit motora sahip arabalar belirli kilometre hıza kadar elektirik enerjisi ile belirli kilometre hızdan sonra da benzinle yol almaktadır. Motorun bu yapısı, araca yakıt tasarrufu sa...

Salgın Sürecinde Velilere Öneriler

  Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıklamaları doğrultusunda 2020/2021 eğitim öğretim yılının 2. dönemi 15.02.2021 tarihinde başlayacak. Dünyada ve ülkemizde salgına karşı hız kesmden mücadele devam etmekte. Henüz salgını kontrol altına almış değiliz. Peki, salgının gölgesinde 15 şubatta eğitim öğretim sürecine nasıl başlayacağız? Süreç içerisinde veliler çocuklarına nasıl destek olabilir? Bu sorulara yanıt verebilmek adına bir kaç söz edeceğim. 15/02/2021 tarihinde köy okulları ve anaokulları tam zamanlı olarak yüz yüze eğitime başlayacak. Dersler 30 dakika teneffüsler 10 dakika olacak. Gün içerisinde öğlen yemeği arası verilmeyecek. 30'ar dakika üzerinden; İlkokullar  günde altı saat, ortaokullar ise günde yedi saat yüz yüze eğitim görecekler. Örneğin Eğitim öğretime sabah 09.00'da başlayan bir ortaokul 13.30'da eğitim öğretimi tamamlayacak. 1.03.2021 tarihinde ise 8. ve 12. sınıflar yüz yüze eğitime başlayacak. İlkokullar ise tüm sınıf düzeyleri ile seyreltilmiş sınıflard...

Sosyal İlişkilerimizde Ne Kadar Ölçülüyüz?

Evlerde tencere kaynar, aile bireyleri doyar. Tabi ki evlerimizde tencerelerimizin kaynaması için alışverişe çıkmamız gerekir. Belirli zaman dilimlerinde market ya da pazar alışverişi yaparak ocağımızdaki tencerenin kaynamasını sağlarız.  Alışveriş sırasında pazardaysak, üç kilo elma, bir kilo ıspanak, yarım kilo sarımsak vb. şeklinde isteklerimizi pazar tezgahında bulunan pazarcıya belirtiriz. Pazarcı da isteklerimiz doğrultusunda tezgahında bulunan terazi ile isteklerimizi ölçerek poşete koyar ve tarafımıza verir. Pazarcının kullanmış olduğu ölçü, kg ya da gr'dır. Pazarcı öyle rast gele poşete elmaları ya da ıspanakları doldurup ölçmeden al sana şu kadar kg elma ya da şu kadar kg ıspanak dememektedir. Alışveriş için markete geldiğimizde  alacağımız ürünlerin paketlerinin üzerinde ne kadar ölçüye sahip olduğunun yazdığını görürüz. Örneğin; bir ay içerisinde ya da belirli süre içerisinde evimize ne kadar un lazımsa o oranda ihtiyacımız olan unu market sepetimize atarız. Market...

Yönetici Atama Yönetmeliği

  Araştırmacı Gözüyle... Bilindiği üzere Milli Eğitim Bakanlığı 5 Şubat 2021 tarihinde Yönetici Atama Yönetmeliğini güncelledi. Yönetmeliğin getirmiş olduğu yenilikler konusunda sayfalarca yazı yazılabilir. Bu yazımda yönetmeliğin eklerinde yer alan yeniden yönetici atama sürecinde kullanılacak olan "EK2 Değerlendirme Formunu" ve bir önceki yönetmeliğin ekinde bulunan yeniden yönetici atama sürecinde kullanılan "EK1 Değerlendirme Formunu" karşılaştıracağım. Karşılaştırmayı çok geniş tutmayacağım.  Okul Müdürlüğünde geçen hizmet yılını ölçüt alarak  ödüllerin, yüksek lisansın ve yeniden kendi okulunu tercih edecek yöneticiye verilecek ek puanı önceki yönetmelik ve yeni yönetmelik açısından değerlendireceğim. ÖDÜL Eski yönetmelikte  başarı belgesi olan bir yönetici için 1/0.36= 2.7  sene okul müdürlüğü görevinde geçen süreye denk geliyordu Yeni yönetmelikte  başarı belgesi olan bir yönetici için 1/2 =  0.5  sene okul müdürlüğü görevinde geçen süreye...

Robotlar Geliyor

  "Hiroşima" hatırlarsınız ki 1945 yıllıda 2. Dünya Savaşı'nda atom bombasının düştüğü, yerle bir olan Japonya'nın bir kenti. Aynı şekilde Japonya'nın başka bir kenti olan Nagazaki de atom bombasından nasibini aldı. 143000'e kişiye yakın insan atom bombasının düştüğü an ve sonrasında hayatını kaybetti. Adeta bir cehennem sıcaklığı ve yanıklığı havasında.... Japonya atom bombasının düştüğü alanları müze yaptı. Japonya; çocuklarına ne zorluklar çektiklerini, şimdi ne durumda olduklarını, gelişimin/dönüşümün önemini ve dünyada güçlü bir devlet olabilmelerinin koşullarını bu müzelerde büyük bir OLGUNLUKLA anlatmakta.. Olgunlukla sözcüğünü neden büyük harfle yazdım? Büyük bir ciddiyetle demek istedim. Sütten azı yanan, yoğurdu üfleyerek yer misali... Nereden nereye? Youtube'de gezinirken, bir video karşıma çıktı. izlemem herhâlde, bir bakayım düşüncesi ile tıkladım. Videoyu sonuna kadar da izledim. Sanırım yakın geleceğin teknolojisini Japonya kurguluyor. Sağ o...

Kafamıza Çip Takacaklar

Elon Musk, namıdiğer dünyanın en zengin insanı. 2016 yılında "Neuralink" adlı projesi kapsamında  insan beynine takılacak çipi tanıtmıştı. Bu çip insan beyni ile bilgisayar arasında bağlantı kurmayı amaçlıyor. Çip kafatasımızın üstünde yer alan derimize yerleştirilecekmiş. Çip ile beynimiz arasındaki bağlantıyı saç telinden bile ince kablolarla kurulacakmış. Hatta bu çipin insana takılması ufak bir operasyonla gerçekleşiyormuş. Operasyon dediysem. Çip, anestezi uygulaması bile yapmadan "Neuralink ameliyat robotu" hüneri ile insan beynine takılacakmış. Peki ne olacak? Çip beynimizle olan bağlantısı sayesinde beynimizin sinyallerini alıyor ve bu sinyalleri elektronik cihazlara aktarıyor. Projenin deneklerinden biri domuzmuş. Çip domuza takılıyor ve domuzun beyninden gelen sinyaller bilgisayara aktarılıyor. Peki, çip takılan domuza ne oldu? Çip, domuza herhangi bir yan etkide bulunmamış. İlaçların yan etkilerinden korkarken başımıza neler takacaklar?  Bu arada, çipin g...

Okuma!

 Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!  [ Francis Bacon] Şimşekleri üstüne en çok 'Oyunları bozanlar' çeker !.. " -Malcolm X

Şu "An"ın Koşulları ile Tarih Yazmak

"Tarih zamanın şartlarına göre değerlendirilmeli." ifadesi Tarih derslerinde kült olmuştur. Peki, zamanın şartları nasıl oluşuyor? Geçmişi oluşturan zamanın şartları da bir "an"dır. Şimdi yaşadıklarımız yani şu "an", ilerleyen süreçte tarih olacaktır. "Tarih yazmak" deyimini uygulanır hale getirmek ise yaşadığımız şu "an"ın nasıl olduğu ile ilgilidir. Şu "an", bireysel ve toplumsal olarak kaliteli ve önemli işleri içerisinde barındırıyorsa "Tarih yazmak" deyimini somut hale getirmek olanaksız değildir.  "Tarih yazmak" için şu "an"ı iyi değerlendirmek gerekir. Şu "an"da yaşayan anne karnındaki bebekten, torunlarını seven bir dedeye kadar, insanları iyi analiz etmek gerekir. İnsanların hayallerini, ihtiyaçlarını, yaşam şekillerini, beklentilerini, yaptıklarını, yapabildiklerini ve bir çok özelliğini çok iyi değerlendirmekten bahsediyorum. İnsanları iyi değerlendirelim ki toplumsal yaşamda ...

Yeni Nesil Bireyler

Bu yazı ilkokul 1. sınıf ve 8. sınıf seviyeleri arasında çocuğu olan tüm velileri ilgilendirmektedir.... Çocuklarımız anasınıfı ve ardından ilkokul 1. sınıfa başlayarak örgün olarak eğitim öğrenimlerinin ilk basamağına adım atmış bulunuyorlar. Biliyorsunuz ki çocuklarımız ilkokulun ilk üç senesinde yazılı olarak sınavla karşılaşmamaktadırlar. Çocuklarımız ilk sınavlarını ilkokul 4. sınıf ta olmaktadırlar. Sınıf öğretmenleri önceden belirlenen ölçeklerle öğrencileri "Geliştirmeli", "İyi" ve "Çok İyi" olarak değerlendirmektedirler. Öğrencinin derslerde göstermiş olduğu gelişime bütüncül bir şekilde bakılarak bu değerlendirme yapılmaktadır.  Çocuklarımız 5. sınıfa gelmeleriyle birlikte artık ortaokul öğrencisi olmaktadır. Ortaokul seviyesine ulaşan bir öğrencinin önündeki en büyük sınav 8. sınıfta gireceği "Liselere Giriş Sınavı"'dır. Çünkü öğrenciler bu sınav sonucunda almış oldukları puanla okuyacakları liseleri tercih etmektedir. Puan ne kada...

Aşıyı Bulmak da ne? Diş Çıkardım Ben?

Dünyada ve ülkemizde salgına karşı mücadele hız kesmeden devam ediyor. Salgın Dünya’ya Çin’den yayıldı. Çin’e şu an uzaktan bakıldığında, Çinlilerin ülkelerinde salgını kontrol altına aldıkları görülmektedir. Şu an için Dünya genelinde birkaç aşı çeşiti üretildi. Üretilen aşılar insanlara v urulmaya başlandı. Bu aşılardan biri Çin’de üretildi. Belki de Çin'de salgının kontrol altına alınma nedeni  aşıyı uygulamaya koymalarıdır.   Aşılardan biri de Avrupa’da üretildi. Aşıyı üreten Çift Thime Dergisine kapak oldu. Hataylıların gözleri bu çifti bir yerlerden ısırdı. Bu Türk çift, Hatay'da doğan Prof. Uğur Şahin ve Prof Özlem Türeci’ydi. Yakın tarihte Aziz Sancar'ın Nobel Ödülünü almasından sonra bir kez daha bilimsel çalışmalar sonucu bizlerin göğsü kabardı.  Gazeteci, Şahin çiftine sorar: “Aşıyı bulduktan sonra kutlamayı nasıl yaptınız?” Şahin çifti “Evimize gittik ve çay içerek kutladık.” Cevabını verdi. Bu arada ufak bir araştırmayla Şahin çiftinin arabalarının olmad...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?

Onun Arabası Var. Güzel Mi Güzel

 Geçtiğimiz hafta Nuri Bilge Ceylan 62 yaşına ayak basmış. Mevzuya girmeden önce “özeleştiri geliştirir”  diyerek, Nuri Bilge Ceylan'ın şu sözlerini hatırlamamızda fayda var. "Mütevazılık hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız, saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz." Nuri Bilge Ceylan’ın bu sözlerini tartışmaya açmakta fayda var. Bu tartışmayı başka bir yazı başlığında yapabiliriz. Sizlere üzerinde düşündüğüm bir konu hakkında yazacağım.  Arabalarımız, evlerimiz yani maddi hayat hakkında. Onun arabası var, güzel mi? güzel. güzel şarkıydı. Söz ve müziği Mustafa SANDAL'a ait olan şarkı, Mustafa SANDAL'ın  90'lı yıllarda çıkan albümünde yer almaktadır. Şarkı çıktığı yıllarda bir çok kişinin ağzına dolanmıştır. Şarkının klibinde ise Mustafa SANDAL beyaz pantolonu ve ara ara değişen siyah ve beyaz tişörtü ile o yıllarda insanlara garip ve eğlenceli gelen dansını yapmaktadır. Şarkıcının dans yaptığı yerlerin...

Teknolojiyle tükenmek mi? Üretmek mi?

  Teknolojinin ülkeler arası iletişimi kolaylaştırdığını yaşayarak görmüş oldum. Amatörce karalamalar yaptığım blogu ziyaret eden insanların ülkelere göre dağılımı. Teknolojinin insanlığa sunmuş olduğu iletişim uygulamalarını çocuklarımıza çok iyi öğretmenliyiz diye düşünüyorum. Teknolojiyi tüketmekten öte üretmeye katkı sunma açısından kullanmakta fayda var. Aslında bir çok imkanımız var. Yeter ki üzerimizdeki heyecansızlığı atalım. Heyecan, cesaret ve motivasyon ile çok güzel işler çıkartabiliriz. Bu amatör kardeşinizin karalamalarına ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Hatalarım olabilir. Katkılarınızla, sağlık ve ömrümüz olursa, ilerleyen yıllarda  daha güzel yazılar çıkar diye düşünüyorum.  Kalın sağlıcakla. 

Dijital Çağda Eğitim ve Öğretim

Bilginin bir kaynak tarafından bireylere yönlendirilmesi süreciyle bireylerin bilgiyi ezberlemesi ve depolaması dünyanın yapay zeka üzerine çalışmalar yaptığı çağımızda geçerliliğini yitirdiğini birçok uzman yazılarında ifade etmektedir. Yıllar önce bilgiye ulaşmak, bilgi sahibi olmak ve bu bilgiyi sunmak çok kıymetli becerilerdi. Evet, bilgi sahibi olmak çağımızda da önemli!! Ama bazı soruları kendimize sormayı gözardı etmememiz son derece önemlidir. Hangi bilgi? Bilgiye hangi yöntemlerle ulaşmak gerekir? Hangi bilgiyi geçerli kılmak gerekir?  Eğitim öğretim sürecinde gerçekleştirilen eğitim öğretim faaliyetleri sadece sınava yönelik, öğrencilerin bir takım bilgileri ezberlemesi ve sınav esnasında dört ya da beş şıktan birini ezberlediği bilgiler doğrultusunda işaretleme yapmasına göre mi planlanıp yürütülüyor? Eğer öyle ise YouTube adlı dijital platformu hatırlamamızda fayda var. Neden mi? YouTube arama motoruna “Uzay”, “üslü sayılar”, “Osmanlı Yükseliş Devri” ve “hız problemleri...

Yerleşim Yerlerine Neden Müze Kurmalıyız?

  Müzeler; tarihi eserleri, sanat eserlerini, bilimsel eserleri, belgeleri ve tarihe tanıklık etmiş birçok materyali halka sunan ülkelerin, medeniyetlerin, toplumların hafızasını günümüze taşıyan çok önemli işleve sahip kurumlardır. Evet, müzeler bir yerleşim yerinin hafızasıdır. Geçmiş şimdiye ve geleceğe müzeler yardımıyla somutlaşarak taşınmaktadır. Bir köy, bir ilçe, bir il, bir bölge ve bir ülke tarih kitaplarında ciltler dolusu anlatılabilir. Bu anlatılanları müzeler görünür hale getirir. Somutlaşan tarih, insanlar tarafından özellikle çocuklarımız tarafından daha da anlaşılır ve eğlenceli bir şekilde öğrenilebilir.  Müzeler yerleşim yerlerinin hafızasıdır. Bu hafıza yerleşim yerinde yaşayan insanlar arasında birlik ve beraberliği, ortak kültürü ve yerel tarihi şuurun kazanmasına katkı sağlamaktadır. Nasıl ki yerel futbol takımları insanları tek nefes haline getiriyorsa müzeler de bu nefesi yoğunlaştırmaktadır.  Peki nasıl bir müze? Teknoloji gelişti. Mimari gelişti...

Nereye Gidiyor Bu Yetişkinler?

"Nereye gidiyor bu gençlik?" cümlesini herkes hayatının belirli bir anında duymuştur. Evet, bu gençlik nereye gidiyor? Bu soru üzerine düşünmemizde fayda var!!! Bu soruyu genellikle orta yaş ve yaşlılar sormaktadır. Sorunun sorulma nedeni ise aslında bir olumsuzluğu dile getirmektir. Bu olumsuzluk gençliğin var olan durumu ile ilgilidir. Bizim zamanımızda şöyleydi, şimdi böyle oldu. Ah! ah! nerede o eski günler. Nereye gidiyor bu gençlik? Çağımız teknolojisi ile bilgi hızlıca yayılmaktadır. Bilginin hızlıca yayılması ile de hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu değişim ve dönüşümün niteliği tabi ki önemlidir. Dünyanın küçük bir köy olduğu söyleniyor. Gelişen dijital mecralar sayesinde insanlar arası iletişim artmış bulunmaktadır. Gelişen iletişim teknolojilerini ise çoğunlukla gençler kullanmaktadır. Gelişen, değişen ve hızla ilerleyen dünyanın neresinde yetişkinler? Yetişkinler "tecrübeliler" tecrübelerini gençlere nasıl gösteriyor ve bu rehberliğin sonucu...

Eylemsel Rutinler ve Düşünsel Rutinler

  Günlük hayatımız belirli rutinlerle geçmektedir. Uyanmak, elimizi yüzümüzü yıkamak, kahvaltı yapmak, kıyafetlerimizi giymek, saçımızı taramak, montumuzu giymek ve evin kapısını açıp ayakkabılarımızı giydikten sonra işimizin yolunu tutmak. Yolu tutulan iş kişiden kişiye değişmekle birlikte yaptığımız eylemlerin araçları da kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Kimisi çok lüks bir evde uyanıp lüks eşyalarla bu eylemleri gerçekleştirirken kimisi de değişken standartlarda bu eylemleri gerçekleştirmektedir. Gerçekleştirilen rutinler ise bireyler arası pek de farklılık göstermemektedir. Rutinleri gerçekleştiren bireylerin ise her birinin parmak izi farklıdır. Yani kişiler birbirine benzememektedir.  Rutinleri gerçekleştirirken günü kurtarmaya mı yoksa geleceğe imza atmaya mı çalışıyoruz? Bazı insanlar için rutinler rutin olmaktan çıkabiliyor. Bu insanların duruşu, bakış açısı, gülüşü, yürüyüşü rutinden öte gidebiliyor. Rutin olmadan iş yapabilme becerisine sahip insanlar; yapt...

Yerel Elitistler

 Yerel elitistler itibarını şekillerinden alır. Yerel elitistler her alanda kontrolü elerine almaya çalışırlar. Yerel elitistler kapalı topluluklara mensupturlar. Yerel elitistlerin üyeleri arasında ışık hızına yakın iletişim ağı vardır. Yerel elitistler duruma ve zamana göre şekil alırlar. Yerel elitistler dedikodu yapmayı severler. Yerel elitistler birbirlerini de sevmezler. 

KARIN GETİRDİĞİ MUTLULUK

2020 senesinin son ayları, kar yağışı beklentisi ve özlemiyle geçti. Bu beklentinin ve özleyişin en önemli nedeni; yeterli yağış olmadığı için barajlarımızdaki su seviyelerinin düşmeye başlamasıydı. Bu durum bazı soruları da beraberinde getirdi. İnsanlar, kuraklık ve susuzluk kapıda mı? sorusunu sormaya başladı. Tabi bir yandan da COVID19 virüsü ile mücadele ediyoruz. Bu illette bir de kuraklık ve susuzluk mu eklenecek? diye hepimiz endişelendik. Neyse ki 2021 yılına girdik. Ocak ayının ortalarında ülkemizin çeşitli bölgelerine kar yağmaya başladı. Beklenen yağışın gelmesi hepimizi sevindirdi. COVID19 illeti ile mücadelede de sevindirici haber geldi. Ülkemize bu illetle mücadele edecek aşı getirildi. Sağlık personelimiz başta olmak üzere insanlarımıza aşı yapılmaya başlandı. Ocak ortası iyi geldi. Daha da iyi haberler gelmesi hepimizi toplum olarak sevindirecektir. Gelelim kara, küçükken en hayran kaldığım hava olaylarından birisidir kar. Evimizin camından dışarıyı izleyerek karın yağm...

Yattı Balık Yan Gider

 Evet, ben ağlanan yata yata maaş alan aciz bir sınıf öğretmeniyim.  Ben sınıfa girer girmez yatağıma yatarım. Öyle bir yatarım ki sizin evinizde bakmaya zorlandığınız altı yaşındaki çocuklar ben yattığım için okuma yazma öğreniveriyorlar. Tabi ki ben yatarken öğrenciler öyle güzel yazı yazıyorlar ki anlatamam sizlere. Öğrenciler matematiğin olmazsa olmazlarından dört işlemi evde öğrenip sınıfa geliyorlar. Çünkü ben sınıfta yatıyorum. Anlayışınız için çok teşekkür ediyorum. Ya değilse ben nasıl yatacağım? Problem cözme mi? Aaa!! o mu? Öğrenciler sekiz yaşında kendiliģinden problem çözüyorlar. Çözmeyi geç, problem yazıyorlar. Oluyor bu işler ben yatarken.  Öğrenciler sağını, solunu, önünü, arkasını, üstünü ve altını kavramlarını benim yatış durumuma göre öğreniveriyorlar. İnsanı değerler ve toplu yaşama becerileri ben yatarken iyice öğreniliyor.  Bütün bunlar olurken de  kıymetli medya öģretmene müjde haberleri veriyor. Uykum bölünüyor. Her ay ZAM alıyorum. Maaşı...

Dijital Çağda Bireyler ve Kurumlar-Fosilleşmemek

 21. YY ile sanayi devlerinin hakim olduğu dünya, dijital devlerin hakimiyetine girdi. Bu durum son üç senede iyice kendini belirginleştirdi. Yaşanan güç değişimi, kurumlarda ve bireylerde değişimi getirdi. Artık ezbere yaptığımız birçok rutin yok olacak. Ezbere rutin işler yapan kurumlar bir kaç seneye kalmaz  sönmüş ateş kömürü gibi görünecek uzaktan.  Yeni dünya düzenine kendi kimliğimizle uyum sağlayabilmemiz bizim elimizde. Zaman ve insan gücünü değerlendirme ile işe başlanabilir. Fosil olup kömürleşip yanmamak için nicel verilerden kurtulup nitel verilere yönelme zamanı. Ben şu kadar yıldır bu işi yapıyorum. Bu işin uzmanı benim devri bitti.  “Ben her an öğrenmeye açığım, öğrenirim, emek veririm”  diyebilenlerin devri başladı. Her birey kendi içinde reforma giderse güç bizde olur. Artık kendini güncelleyenler güçlü olacak. İşbirliği ve iletişim ile ortak hedefler etrafında güncellenip öğrenip gelecek nesillere güzel günler bırakmak ümidiyle.

Virüs salgını geçer ama değerlerimize virüs bulaşırsa geçer mi?

  Virüs salgını geçer ama değerlerimize virüs bulaşırsa geçer mi? bilemeyiz. Kültürümüzde misafire kolonya sıkılır. Zaman içerisinde bu kültürün toplum genelinde kabul edilişinin nedeni belki de ortama yeni gelen insanların dezenfekte edilmek istenmesidir. Kim bilir? Ama ne güzel düşünülmüş değil mi? Malum virüs nedeni ile ellerimizin sürekli dezenfekte edilebilmesi için toplumun kolonyaya yönelimi artmaktadır. Bu yönelime paralel olarak ise kolonya fiyatları yükselmektedir. Aynı durum maskede de söz konusu olmaktadır. Toplumu bir arada tutan, toplumun geneli tarafından kabul edilmiş değerler; eğitim öğretim sürecinde en etkili olarak model alınarak çocuklar tarafından kazanıma dönüşmektedir. Şimdi size soruyorum. Bu virüs geçer de değerlerimize bulaşan, çocuklarımıza kötü örnek olan virüs geçer mi?

Sorumluluk Değerini Hep Bir Üstlenen Oluyor mu?

  İlkokul öğretim kademesi ile birlikte “Sorumluluk” değerini çocuklarımıza nasıl kazandırıyoruz? “Sorumluluk” değerini çocuklar okullarda yaşantıları ile mi kazanıyor? Yoksa bir liste yaparak “Çocuğum!!! bunlar senin sorumlulukların, bunları yerine getirmen gerekiyor” diyerek çocuklarımızı sorumlulukları konusunda bombardımana mı tutuyoruz? Yap, yapmalısın, ben mi yapacağım?, milletin çocukları yapıyor, ifadeleri dilimizde çok mu kullanılıyor. Ya da sorumluluklar dilden öte davranış boyutuna geçemiyor mu? Daha da vahimi çocukların sorumlulularını yetişkinler mi üstleniyor?

Teknoloji Tarım Sanayi ve Eğitim

  Kayısı, ceviz, badem vb. yiyeceklerin sofralarımıza nasıl geldiğini, bu yiyeceklerin çekirdeğinin filizlenip nasıl fidan ve ağaca dönüşüp meyve verdiğini, buğdayın ve arpanın yetiştirilmesinde hangi serüvenlerin yaşandığı, gül dalının ilk baharda toprakla buluşarak filizlenerek nasıl gül açtığını, yumurtanın içinden nasıl civciv çıktığı ve bu civcivlerin anne ve babalarının ırkına benzediğini ve bir çok doğa olayını çocuklarımıza yaparak yaşayarak okullarda anlatmamızın önemi tartışılmazdır. Ülke olarak üretim faaliyetlerinde dünya ülkeleri arasında bir numara olmak istiyorsak okul öncesi ile birlikte öğrencilerin seviyelerine uygun yaşam alanları oluşturmamız bu süreçte faydalı olacaktır. Bir gül dalının nasıl gül bahçesine çevrildiği, bir asma dalının nasıl üzüm bağına dönüştüğü, bir kayısı çekirdeğinin nasıl bir kayısı bahçesi oluşturduğu, bir yumurtanın nasıl yumurta çiftliğine dönüşebileceğini anacak ve ancak planlı ve programlı eğitim faaliyetleri ile çocuklarımız kazanaca...