Ana içeriğe atla

Nereye Gidiyor Bu Yetişkinler?



"Nereye gidiyor bu gençlik?" cümlesini herkes hayatının belirli bir anında duymuştur. Evet, bu gençlik nereye gidiyor? Bu soru üzerine düşünmemizde fayda var!!! Bu soruyu genellikle orta yaş ve yaşlılar sormaktadır. Sorunun sorulma nedeni ise aslında bir olumsuzluğu dile getirmektir. Bu olumsuzluk gençliğin var olan durumu ile ilgilidir. Bizim zamanımızda şöyleydi, şimdi böyle oldu. Ah! ah! nerede o eski günler. Nereye gidiyor bu gençlik?

Çağımız teknolojisi ile bilgi hızlıca yayılmaktadır. Bilginin hızlıca yayılması ile de hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu değişim ve dönüşümün niteliği tabi ki önemlidir. Dünyanın küçük bir köy olduğu söyleniyor. Gelişen dijital mecralar sayesinde insanlar arası iletişim artmış bulunmaktadır. Gelişen iletişim teknolojilerini ise çoğunlukla gençler kullanmaktadır. Gelişen, değişen ve hızla ilerleyen dünyanın neresinde yetişkinler?
Yetişkinler "tecrübeliler" tecrübelerini gençlere nasıl gösteriyor ve bu rehberliğin sonucunda da gençler nereye doğru yol alıyor? Acaba tecrübeliler sadece tecrübelerini aktaran, nasihat veren, övünen konumdalar mı? Ya da tecrübeliler tecrübeleri ile gençlere ışık olup ilham mı veriyorlar? Sorgulanması gereken çok soru var.

Önceleri televizyonlara kızardık.  Televizyonların aile bireyleri arasındaki iletişimi bitirdiğini öne sürerdik. Düşünsenize; çay demlenmiş, mısır, çekirdek vb. yiyecekler hazırlanmış, aynı odada ailece ortak bir film izleniyor. O günler ne de güzelmiş değil mi? Ailece ortak bir etkinlik yapılıyor. Ya şimdi, ailede ve toplumun her kesiminde herkesin elinde bir telefon, herkes ayrı alemlerde. Acaba ilerleyen yıllarda telefon kullanmaktan baş parmağımız büyüdüğünde ve boynumuz öne doğru yamulduğunda telefonlu günlerimizi de arayacak mıyız?

Nereye gidiyor bu yetişkinler ? Bu yetişkinler gençleri nereye GÖTÜRÜYOR?

Yorumlar

  1. Düşündürücü 👏👏

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle katılıyorum. Sorun sadece gençlikte değil, yetişkinler de sorunlu ve sorumlu.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Piri Hırs ve Hiçlik Makamı Arasındaki Hayat

  🌀 Piri Hırs Bence insanın içinde hiç sönmeyen bir istek var; daha çok şeye sahip olma, makam ve mevki arzulama hali. “Piri” ifadesi burada sembolik; sanki hırs, insanın aklını çelen ve yönlendiren bir öğretici gibi. Eğer kontrol edilmezse bu duygu insanı bağımlı hale getiriyor, gözünü doyurmuyor ve iç huzurunu elinden alıyor. Tasavvuf geleneğinde de hırs, “nefsin ateşi” diye anlatılıyor. 🌌 Hiçlik Makamı Tasavvufta en yüce mertebelerden biri hiçliktir. İnsan, kendi benliğinden sıyrılıp bütün varlığını Allah’ın kudreti karşısında yok sayar. Buradaki “hiçlik” aslında yokluk değil; tam aksine varlığın en yüksek idrakidir. Tevazu, teslimiyet ve kulluk bilinciyle doludur. Yunus Emre’nin “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için…” sözleri bu anlayışı en güzel şekilde yansıtır. ⚖️ İkisinin Arasında Hayat İnsan hayatı boyunca çoğu zaman hırs ile hiçlik arasında gidip gelir. Çalışmak, kazanmak, gayret etmek zorundayız; bu anlamda hırs, insana enerji ve azim verir. Ama yolu...

İçindeki Zehri Tanı

  İçindeki Zehri Tanı – Mutluluğun Önündeki Gerçek Engel İnsan, dış dünyada gördüklerinin çok daha fazlasını içinde taşır. Kalabalıkların içinde yalnız hissedebilir; bolluk içinde yokluk çekebilir. Çünkü gerçek huzur ve mutluluk, hiçbir zaman dış koşullara bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, insanın iç dünyasıdır. Günümüz insanı sıkça “neden mutlu değilim?” diye sorar. Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman karmaşık değil, son derece açıktır: Çünkü içimizde, mutluluğun yeşermesine izin vermeyen duygular taşıyoruz. Kin, nefret, öfke, kıskançlık, haset, güvensizlik ve dedikodu gibi zehirli duygular, insanın iç dünyasını karanlığa çeker. Kalpte bu duygular oldukça, dışarıdan gelen hiçbir güzellik içeriye ulaşamaz. İçimizdeki Sessiz Yıkım Negatif duygular, zamanla sadece ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkiler. Psikosomatik hastalıklar, yani stres ve yoğun duygusal yük sonucu oluşan fiziksel hastalıklar, bu durumun en net örneğidir. Sürekli öfke hâlinde yaşayan biri...

Ya Sonra, Ne Olacağız?

Yıllar önce dünyada okuryazarlık beceresi ulaşılması istenen büyük bir beceriydi. Ülkeler okuryazar insan sayılarını ölçüt alıp gelişmişlik düzeyleri ile birbirleriyle yarışıyorlardı.  Okuryazar insan sayısı oranlarıyla yarışıldığı yıllarda insanlar okuryazar olmadan günlük hayatlarını sorunsuzca yaşayabiliyorlardı. Çünkü insanların iletişim ağı şimdi olduğu gibi geniş değildi. Belirli mekanlarda belirli insanlarla belirli uyarıcılarla zaman akıp gidiyordu  Okuryazar olmak ve birçok bilgiye sahip olmak bireysel ve toplumsal olarak büyük bir gücü temsil ediyordu. Ya şimdi, Okur olmak yeter mi? Yazar olmak yeter mi? Çok bilgiye sahip olmak yeter mi?  Ya şimdi ne olmak gerekiyor? Ya sonra ne olacağız?